moda röportajı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
moda röportajı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2013 Salı

Arzu Kaprol ile Stil Röportajım - Paris Onunla Daha Güzel!

Paris, seni seviyorum.
Bana Arzu Kaprol ile tanışma, hatta röportaj yapma fırsatı verdin.

Paris’te showroom açılışı ile birlikte yeni koleksiyonunu tanıtacak olan Arzu Kaprol’un; Tom Ford’dan Balenciaga’ya, Hotel Costes’dan Goyard’a kadar dünya çapında markaların bulunduğu Rue Saint-Honoré’deki ofisine gidiyorum.

Gitmeden önceki telaşım akıllara zarar. Sanırsınız ki açılacak showroom benim. Ufak çaplı bir ne giymeliyim krizi yaşıyorum. Normalde gardırobumda çok sayıda Que ve Arzu Kaprol bulunur, ama Paris’te 65m2’de bir hayat kurduğum için çoğu kıyafetim burada değil. Olanlar arasından onun tasarımlarını bulup çıkartıyorum heyecanla. Beni beğensin istiyorum.


Ofisten keyif veren bir köşe

Bina girişinde mumlar karşılıyor beni. Ve işte Arzu Kaprol, hemen karşımda… Fransa kanalı Arte’nin röportajının ardından benimle görüşüyor. Her röportajını ağzım açık izlediğim kadın, bana röportaj veriyor.

Sakinleşmek için şampanyadan koca bir yudum alıyorum. Ona o kadar çok şey söylemek istiyorum ki; saçmalıyorum, master’ımdan bahsediyorum, “sizi böyle canlı canlı görmek harika” filan diyorum. Ben ona iltifat etmeye utanırken; o üzerimdeki Que tasarımlarını fark ediyor, bana iltifat ediyor. Karnesindeki pekiyileri büyüklerine göstermiş bir çocuğun haklı gururunu hissediyorum.

Arzu Kaprol &  Moda Cambazı

Arzu Kaprol
Arzu Kaprol &  Moda Cambazı

Yine müthiş bir koleksiyon sunuyor. Adı: “Birlikte Yalnızlık”. Koleksiyondan bana geçen duygu şu: Evet! Bu kıyafetlerin içinde, bu kalabalıkta yalnız olma durumu ile başa çıkabilirim… Öyle bir güç vaat ediyor bana. Yapılı, sağlam binalar gibi ayakta duruyor. İlham panosundaki mimari kokuyu duyabiliyorum. Derilerin baskın olduğu koleksiyonda markasının DNA’sına yine sadık kalıyor, ama kendini tekrarlamaksızın. İpek ve trikolar da var. Arındırıcı beyazlar, kar sessizliği gibi. Sakin ama güçlü. Grafik desenler, siyah beyaz kontrastı, neon sarılar ve kırmızılar ise yürek çarptırıcı. Yalın ve elegan maviler geçerken önümden, Joan Miró’nun “Bleu” üçlemesi tablolarına bakar gibiyim. Hepsi benim olsun, hepsi...






Ve sohbetimiz başlıyor. Kendini fark ettiren güzel diksiyonu, abartılı kelimeler kullanmaksızın sanatsal karakterli ve bir parça akademisyen edalı konuşma tarzı ile Arzu Kaprol sorularımı yanıtlıyor.


Paris'te "Birlikte Yalnızlık"

Moda Cambazı: Paris’te dünyaca ünlü tasarımcıların mağazalarının olduğu çok prestijli bir caddede artık bir showroom’unuz var. Bu size neler hissettiriyor?
Arzu Kaprol: Özel bir duygusu yok açıkçası. Çünkü hayatınızda yaşadığınız gelişmeler, iyileşmeler ya da büyümeler zaten o anın getirdiği, gerektirdiği şeyler. Şaşırıyorsanız bir gariplik var. Tabii ki şükrediyorum, tabii ki çok güzel bir şey. Ama olması gereken zamanda ve yerde olduğunu düşünüyorum.

Moda Cambazı: “Birlikte Yalnızlık” koleksiyonunuzdaki ilham kaynaklarınızdan bahsedebilir misiniz?
Arzu Kaprol: Sosyal medya ilişkilerini, büyük kalabalıklar içerisinde aslında ne kadar gerçek ilişkiler içerisinde olduğumuzu sorguladığım bir koleksiyon. Kalabalık içinde yalnız olmak tamamen. O yüzden geometrik formlar var. Çizgilerin hepsi bir noktadan çıkıyor ama birbirine değmiyor. Dolayısıyla aslında büyük bir ağ var, ama merkezinde siz teksiniz.

Moda Cambazı: Atelier koleksiyonunuz, Pret-a-porter (hazır giyim) koleksiyonunuzdan ne kadar farklı?
Arzu Kaprol: Atelier çok daha özel bir işçilikle üretiliyor. Üzerinde harcanan emek ve saat, onu Atelier yapan. Pret-a-porter bir endüstri ürünüyken, Atelier tek tek elde dikiliyor.






Hayattan keyif alan, global bir kadın

Moda Cambazı: Peki Arzu Kaprol kadını, nasıl bir kadın?
Arzu Kaprol: Benim ifade etmem zor. Ama nasıl görmek isterdim derseniz; yaptığı her şeyden, hayattan keyif alan ve güçlü bir kadın derim. Feminen, ama androjen bir feminenliğe sahip. Erkek gibi olmaya çalışmayan, ama isterse kimlik de değiştirebilen. Duygusal değişiklikleri yaşayabilen. Kadın olduğunu kabul eden; vücudundan, kendinden keyif alan bir kadın. Bu kadın dünyanın her yerine seyahat edebilir, dünyanın her yerinde yaşayabilir. Çünkü o global bir kadın, aktif ve de sosyal. Spora da gitse, pazar kahvaltısına da; bir kokteyle ya da Oscar’a da katılsa hep kendine güvenen bir kadın.

Moda Cambazı: Sizin favori tasarımcılarınız kimler?
Arzu Kaprol: Kendim de dahil olmak üzere, her sezon başka isimleri beğenebiliyorum. Her yaptığını her zaman beğenirim diyebileceğim birisi yok. Bu kendim için de geçerli. Yine de en çok beğendiğim tasarımcı olarak Cristobal Balenciaga’yı söyleyebilirim. Kup, form ve işçiliğini inanılmaz buluyorum.

Moda Cambazı: Nicolas Ghesquière ayrıldı ama...
Arzu Kaprol: Evet, üzülüyorum gitmesine. Çünkü onun bir tavrı vardı. Yaşama karşı bir tasarımcı tavrı vardı.

Kült soru: Stil sahibi olmak nedir?

Moda Cambazı: Arzu Kaprol bir şehir olsaydı, hangi şehir olurdu? Dünyanın hangi şehri sizin ruhunuzu en doğru yansıtırdı?
Arzu Kaprol: İstanbul. İstanbul’un kozmopolit, çok modern ama çok geleneksel hali, çok insancıl olma hali, yakın olma hali. Bunların benim için çok önemi var.

Moda Cambazı: Arzu Kaprol markası bir içecek olsaydı, hangi içecek olurdu?
Arzu Kaprol: Su. Su gibi olmasını isterim. Akışkan ve yaşam veren.

Moda Cambazı: Arzu Kaprol’den çocuk ya da erkek gibi yeni bir line haberi gelebilir mi?
Arzu Kaprol: Başka line’lar şu anda düşünmüyorum. Zamanla olabilir mi, bilmiyorum. Ama şimdilik bu konuda bir plan program yok.

Moda Cambazı: Moda kurbanı değil, stil sahibi olmaktan bahsediyoruz hep. Peki stil sahibi olmak nedir?
Arzu Kaprol: Stil zamanla eskimeyendir. Modayla ilişkisi yoktur. Stil modayla ve zamanla ilişkisi olmayan bir tavırdır aslında. Konuşmak gibi, karakter gibi. Dolayısıyla zamanla da geliştirilebilir bir şey.

Moda Cambazı: Kendi stilinizi nasıl tanımlarsınız?
Arzu Kaprol: Zamansız, keyifli ve modern.

Moda Cambazı: Hayatınızdaki en olmazsa olmaz üç şey nedir?
Arzu Kaprol: Ailem, ailem, ailem.





Sahne arkası

Artık herkes mi modacı?

Moda Cambazı: Artık çok fazla insan modacı. “Modacıyım” demek, “tasarımcı” olmak neleri gerektiriyor sizce?
Arzu Kaprol: Öncelikle bir şeyin tasarımını yapabilmek için bir temel teknik bilgi altyapınızın olması lazım. Okullu olmak gerekiyor. Ya da gerçekten işin tekniğinde çalışmış olmak. Ama yine de içinde yaşadığımız çağda eğitimini almamak çok kabul edilebilir bir şey değil.

Moda Cambazı: Doğuştan çok yetenekli olmak yeterli değil mi?
Arzu Kaprol: Yeteneğinizin zaten olduğunu varsayıyoruz. Yetenekli olmak bir ayrıcalık değil, bir zorunluluk. Yeteneğinizin üzerine siz ne yapacaksınız, bu size kalmış. Önce eğitimini almak, sonra emek vermek ve sonra yapmaya devam etmek ve gün geçtikçe de geliştirmek gerekiyor.

"Fashionista" ve "Fashion Designer" farkı...

Moda Cambazı: Güzel giyinen, ikon kabul edilen kişiler tasarım yapıyor ve hatta markalarını yaratıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Arzu Kaprol: Birinin güzel giyiniyor olması ya da eşine dostuna güzel kombin önerileri veriyor olması onu modacı yapmaz. Fashionista ve fashion designer farkı. Ben çok fazla mimariden ilham aldığım için, giysi tasarımı ve mimariyi çok özdeşleştiriyorum. Düşünebiliyor musunuz, merdivenin teknik oluşumunu bilmeyen bir mimar olabilir mi? Olamaz. Dolayısıyla ceket, kol, yaka, astar, fermuar takımını bilmeyen de bu işi yapamaz. Tekniğini bilmediğiniz bir şeyi tasarlayamazsınız. Ancak styling yaparsınız. O da önemli bir meslek dalıdır, ama başka bir meslek dalıdır. Mutlaka özel bir göz ve zevk gerektirir. Ama bu kişiyi modacı yapmaz. Modacı da stylist değildir zaten. İkisi de saygıdeğer çok farklı iki meslektir. Özellikle geçici hevesler beni hayata karşı korkutuyor. Bir şeyim demeniz için ona ciddi bir emek vermiş olmanız lazım. Bu ilişkiler için de böyle, mesleğiniz için de böyle, çocuğunuz için de böyle. Sahiplenmek, sorumluluk duymak önemli. Marka olmak da böyle bir şey. Çünkü marka bir taahhüttür, orada olacağınıza ve onun arkasında duracağınıza dair. Hemen vazgeçemezsiniz.

Moda Cambazı: Daha özüne inecek olursak, tasarım nedir?
Arzu Kaprol: Tasarım bir şeyi olduğundan daha iyi yapmaktır. Bu kıyafet, vazo ya da kaşık tasarımı için de böyledir. Daha iyi bir kaşık yapamıyorsanız, kaşık tasarlamayacaksınız. Çok basit.

Moda Cambazı: Özellikle Avrupa’da tasarımcı odaklı bir moda anlayışı varken, Türkiye’de markalara odaklıyız. Örneğin Vakko, Beymen var ama arkalarındaki yüz, tasarımcı bilinmiyor. Sizce lüks tasarımcı markaları Türkiye’de neden ön planda değil?
Arzu Kaprol: Yeterli dağıtım kanalı yok. En büyük sorun bu. Şu anda Arzu Kaprol markası dışında hiçbir Türk tasarımcının Türkiye’de birden çok mağazası yok. Bu çok garip bir durum. Bir de algı problemi var. Modacı ve tasarımcı dediğimiz zaman, özel günler için kişisel kıyafet siparişi verdiğiniz birisi gibi algılanıyor hala. Günlük hayatımızda bir tasarımcı ürünü giymeye alışık değiliz.



Arzu Kaprol kimdir?

Lise döneminde Türkiye’nin ilk kadın rock grubu olarak bilinen Volvox’un klavyecisi olan Arzu Kaprol, Mimar Sinan Üniversitesi Moda Konfeksiyonu bölümünü ve Paris American Academy’de Perfectionnement programını bitirdi. Türkiye’de 6 butiği olan Kaprol’ün, bugün Harrods ve Harvey Nichols gibi dünyanın en iyi departman mağazalarında tasarımları satılıyor. Dört sezondur Paris Fashion Week’e katılıyor ve WWD, Styleite ve Nowfashion gibi en iyi moda siteleri tarafından takip ediliyor. Tüm bunların dışında Arzu çok şanslı bir kadın. Jazz piyanisti eşi ve ikizleri olmak üzere 3 yakışıklı adam ile birlikte yaşıyor. Ve, hayatın içindeki minik ve yalın keyifleri atlamıyor. Hayatı derinlemesine içine çekiyor.

18 Ocak 2013 Cuma

Voila! Moda Cambazı, Vogue Ocak sayısında! :)

Uzun zaman oldu. Yılbaşı öncesi üst üste bolca misafir ağırladım. Misafirleri çok severim. Ama daha çok vaktimi alan ise Aralık ayından bu yana Vogue için yaptığım işler oldu. Bir süredir free-lance olarak Vogue Türkiye ile çalışıyorum. Ocak sayısı için benden Paris'te bir röportaj yapmamı istediklerinde zıpladığımı, dergiyi elime alıp 3 sayfalık yazımı ve yazının tepesinde altın harflerle yazılan adımı gördüğümde ise çığlık attığımı sizden gizlemeyeceğim.

Bu ay kaç kişiye gerek tatlılıkla, gerek baskıyla Vogue aldırdım bilmiyorum. :)


Moda Cambazı Vogue'da


Comité Colbert, Paris'te 1954 yılından bu yana Fransız lüksünün tüm dünyada gelişimi için çalışan ve aklınıza gelebilecek (Chanel, Louis Vuitton, Hermes, Cartier, Ritz, Baccarat vb.) en iyi lüks markaların üye olduğu bir organizasyon. Ocak ayında İstanbul'da bir festival düzenlediler. Ayrıca "modernlik" temasında İstanbul Modern'de bir sergileri var. Bu aktiviteler nedeniyle lüks nedir, ne değildir, nasıl doğmuştur, french chic nedir gibi lükse dair pek çok konuyu Comité Colbert'in CEO'su Elisabeth Ponsolle des Portes ile konuştum. Bence çooook keyifli bir röportaj, hala vaktiniz varken Vogue alın. (Sayfa 130-131-132)


Ayrıca bu sayıda hemen her sayıda olduğu gibi yine çevirim var. "Kar Melekleri" başlıklı yazı. Kayak meraklıları, bu yazıyı okumadan geçmeyin. (Sayfa 64-65)


Moda Cambazı


Ben de hem bu haberimi sizlere borazanla duyurmak, hem de Vogue ile ilgili bazı detaylar paylaşmak istiyorum.


Vogue, yüzyılı aşkın süredir trendy, sanatsal ve alternatif yaklaşımlar ile modern kadına modayı sunuyor. Evet, o kadar eski. 1892'de Amerika'da Arthur Turnure tarafından kuruldu. Bu dönemde haftalık olarak basılıyordu.

Sırtı dönükken bile saç kesimi sayesinde 100 metreden tanınabilen Anna Wintour gibi büyük moda markalarının önünde eğildiği ve hatta korktuğu isimler yarattı. Diana Vreeland, Carine Roitfeld gibi pek çok moda dünyasının otoritesi kadın, Vogue'un farklı ülkelerdeki editörlük koltuğunda oturdu.

Aylık 1 milyonun üzerindeki satış rakamıyla Vogue, dünyanın en çok okunan ve bilinen moda dergisi. Ama içeriğinde sadece moda yok. Sanat, gurme yemek, insan hikayeleri kısaca hayata dair pek çok şey var.

İşte derginin müthiş güzel vintage kapaklarından bir potpuri...

















Sonuncu resim, derginin ilk kapağı!

15 Kasım 2012 Perşembe

IFW'deki Müthiş Ayakkabıların Tasarımcısı Duygu Ergör ile Stil Röportajı

Üç ya da en fazla dört yaşındaydım onları giydiğimde. Bilekten bantlı, önü fiyonklu kırmızı rugan ayakkabılarım, inanması zor ama hala gözlerimin önünde. Ayakkabı düşkünlüğüm o yaşta mı başladı bilmiyorum. Bildiğim şey bir gün gidip süper market arabası ile tepeleme ayakkabı alsam da, "ama prusya mavisi ve titan beyazı ayakkabım yok" diyebilecek kadar bu konuda arsızım.

Çünkü ayakkabı ve çantalar ile aramda aşk var. Pek çok hemcinsim gibi. Onların yeri ayrı. Bir gün internette bir ayakkabı gördüm. Ve delirdim. Duygu Ergör İstanbul’un ayakkabılarıydı bunlar. İstanbul Fashion Week’te Tuvana Büyükçınar’ın koleksiyonundaydı. Hemen tasarımcısı ile temasa geçtim. 








Duygu Ergör, Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünden mezun olduktan sonra, İtalya’da ayakkabı tasarımı eğitimi almış ve uzun yıllar orada yaşamış. Bikkembergs,Yaya by Hotiç gibi markalarda tasarımcı olarak çalışmasının ardından kendi markasını yaratmış. Şu anda markasını bir bebek gibi büyütüyor ve bir yandan da Mimar Sinan Üniversitesi Tekstil ve Moda Tasarımı bölümünde ayakkabı tasarımı dersleri veriyor. Duygu; genç, girişimci, hoca ve tabii ki sanatçı, "artizan" ruhlu bir kadın.
Son koleksiyonunda melekler ve ayakkabıları bir araya getiren ve bu nefis tasarımları ile iştah kabartan Duygu Ergör ile ayakkabılar üzerine keyifli bir sohbet yaptım.

Moda Cambazı: Ayakkabılarınızı IFW’te Türkiye’nin en önde gelen tasarımcılarının defilesinde ve en iyi mankenlerinin ayağında görmek çok heyecan verici olmalı. Bu noktaya gelebilmenizdeki etkenler nelerdir?
Duygu: İşi aşkla yapmak, takipte kalıp devamlı yenilenme içerisinde olmak diyebilirim.




Moda Cambazı: Sizce ayakkabı tasarlamak mı, yoksa kıyafet tasarlamak mı daha zor?
Duygu: Ayakkabı tasarlamak çok daha zor. Çünkü küçük bir alanda kısıtlanıyorsunuz. Ayrıca ayakkabının üretim aşaması da tekstile kıyasla çok daha zorlu.
Moda Cambazı: Tasarımlarınızda nelerden ilham alıyorsunuz?
Duygu: Koruyucu meleklerden. Çünkü zorlu şehir hayatında hepimizin şansa ve korunmaya ihtiyacı var.







Moda Cambazı: Ben ayakkabılarınızda metropol kadını havası görüyorum. Ama siz hangi kadın için tasarlıyorsunuz ayakkabılarınızı?
Duygu: Kesinlikle cesaretli kadınlar için.

2013 AYAKKABI TRENDLERİ

Moda Cambazı: Klişe ama hep çok merak edilen bu soruyu sormazsam olmaz. 2013 ayakkabı trendleri nelerdir?
Duygu: Bolca siyah-beyaz birlikteliği, metalik görüntülerin ve glitter malzemenin kontrast malzemelerle beraber kullanımı ve nude-pastel tonları göreceğiz. Sivri burun, shiny ayakkabılar (Cinderella look) “must have!”. Ayrıca gündelik hayatta kurtarıcımız olacak topuklu ya da düz loaferlar.








Moda Cambazı: Pek çok kadın ile ayakkabılar arasında bir aşk vardır. Benim için de bu böyle. Ayakkabı neden bu kadar önemli kadınlar için?
Duygu: Ayakkabı tarih öncesi çağlardan bugüne çoğunlukla statü sembolü olarak kullanıldı. Fark etmesek de günümüzdeki uzantılarını görebiliriz. Bir çift yüksek ökçeli ayakkabının kadına hissettirdiği harika duygu tartışılamaz. Kadın kendini daha güzel, daha dişi ve daha güçlü hisseder. Üç gün üst üste  spor ayakkabı giydiğimizde neden dördüncü gün topuklu ayakkabı giyme arzusu hissettiğimizin sebebini düşündünüz mü?


Moda Cambazı: Derhal feminen hissetme kaygısı baş gösteriyor... Peki konforlu topuklu ayakkabı diye bir şey var mıdır?
Duygu: Tabii platformlu ve yüksek dolgu topuklu ayakkabılar diğerlerine göre konforludur. Bir de ayakkabının burun kısmına da dikkat etmek gerekir.


Moda Cambazı:
Kendi stilinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Duygu: Renkler benim için her şeyden önemli. Renk ve malzeme oyunlarıyla temelde rahat kombinlenebilen elegan görüntü hedefliyorum. Tabii tüm parçalar bir ürün senaryosu üzerine kuruluyor. Bu, işin en can alıcı kısmı. Yaz koleksiyonuna "melekler omuzlardan ayaklara indi" sloganıyla başladık. Kış sezonunda da melekler devam edecek.

Moda Cambazı: Sizin favori ayakkabı markalarınız hangileri?
Duygu: Rocco P., Fauzian Jeunesse ve Charlotte Olympia.





Moda Cambazı: Türkiye’de kıyafetlerde tasarımcı markaları giderek daha bilinir ve talep görür hale geliyor. Ancak ayakkabı tasarımı deyince hala tasarımcı isimleri daha arka planda. Sizce bu durum değişecek mi?
Duygu: Ayakkabı tasarımı konusunda eğitim veren kurumlar yeni yeni açılmaya başladı. Ama hala yetişmiş tasarımcı sayısı çok az. En az on yıl daha süresi var bence. Çünkü tekstil sektörüne kıyasla hem iş alanı hem de yan sanayi açısından ayakkabı sektörü on yıl geride. Tasarımcılar sektörde yerlerini bulamıyor.

Moda Cambazı: Duygu Ergör İstanbul’un şu anki satış noktalarını öğrenebilir miyim?
Duygu: A46 Tuvanam mağazalarında satışta. Dönem dönem Trendyol gibi Türkiye’nin önde gelen online alışveriş sitelerinde kampanyalı satışlar oluyor. 20 Kasımdan itibaren yeni koleksiyon ile www.zizigo.com 'dayız. 26 Kasım'da da Trendyol'da kampanyalı satış olacak. Ayrıca çok yakında kendi sitem www.duyguergor.com üzerinden de online olarak satılacak.


HANGİ AYAKKABIYI NASIL KULLANMALI?

Moda Cambazı: Son olarak takipçilerimiz için moda, stil vb. konular üzerine sizden bir tüyo ya da öneri rica edeceğim. 
Duygu: Kısa elbiselerin altına aslında klasik bir ayakkabı olan ama değişik malzemelerden yapılmış loaferları ve kısa konçlu spor botları öneriyorum. Yalnız bu tarz botlar fizik seçer, kalın bacak yapısına sahip olanlar tercih etmemeli. Yine aynı fizik yapısına sahip olanlara dolgu topuk ayakkabıları da önermiyorum. Ayakları olduğundan daha büyük, uzun ya da bileklerini daha kalın gösterecek ayakkabılar seçilmemeli. Ayrıca alışveriş yaparken sezonluk trendlerden ziyade, zamansız ama şık parçalar arayıp bulmalarını tavsiye ederim.

Duygu Ergör’ün websitesi için tıklayınız.
Duygu Ergör Facebook sayfası için tıklayınız.
Duygu Ergör’ü Twitter’da takip etmek için tıklayınız.

30 Ekim 2012 Salı

Filenin Sultanları Özge & Gözde ile Stil Röportajı

Olimpiyatlardaki Gururumuz, Filenin İkiz Sultanları:
Özge Çemberci  & Gözde Sonsırma



Moda Cambazı
Gözde Sonsırma
Moda Cambazı
Özge Çemberci

"XYZ firmasında müdür olmuş" klişeleri dışındaki başarılı insan hikayeleri her daim beni çok etkiler. Ama başarılı kadın hikayeleri daha çok... İşte karşımda böyle bir hikaye var.

Onlarınki Kütahya'da başlayan; yetenek, disiplin, çok çalışma ve çok çaba ile milli sporculuğa kadar gelen tılsımlı bir ikiz kardeş hikayesi. Üstelik bu hikayenin en güzel kısmı, daha çoook gidecek yolları olması.

Bu sene ülkemizi olimpiyatlarda temsil eden kadın voleybolcular olarak, bizlere sporun cinsiyetinin "erkek" ve anlamının "futbol" olmadığını bir kere daha gösteren Özge & Gözde ile onca koşturmacaları arasında görüşme fırsatı yakalıyorum.


Moda Cambazı
Heyecanla onlarla buluşuyorum, öğrenciyken yaşadıkları evde. Bana çay koyuyorlar elleriyle, şaşırıyorum. Hani sporcular, bir de üzerine milliler; ne bileyim biraz ukala olsunlar, bana yukarıdan baksınlar diye bekliyorum. Ukalalık sıfır. Ama yukarıdan bakma... O fena halde işte. Kendimi hiç bu kadar kısa hissetmemiştim. Adeta yer cücesiyim, "çektim mi ne?!" diye düşünüyorum. Boy 1.70 hissedilen boy 1.30. "Topuklu mu var yoksa bu kızlarda" diyorum, yok alenen yalın ayaklar. Selülitleri de yok tabii bunların diye iç geçiriyorum. Eşleri de orada, onları süzüyorum. Bu kadar başarılı ve güzel kadınlar ile yaptıkları evlilikte köstekçi değil destekçi, kompleksten uzak duruşlarını takdir ediyorum. Ve ikizler ile tatlı bir sohbete başlıyorum.




Moda Cambazı: Maçlarda, hatta reklam filmlerinde bile sizi hep formayla görüyoruz. Peki günlük hayatta nasıl giyiniyorsunuz?
Gözde: Ben en çok tişört, şort ve jean giyiyorum. Ama jeanle bile çok rahat etmiyorum. Bir an önce eve gelsem de pijamalarımı giysem diyorum.
Özge: Spor giyinmeyi seviyorum ben de. Özel bir yere gidiyorsak, ona göre şık bir elbise ve ayakkabı giyiyorum tabii. Ama bu durum herhalde yılda 3 kere filan oluyor.

Moda Cambazı: Topuklu ayakkabı kullanıyor musunuz?
Gözde: İşte onu pek giyemiyoruz. Zaten boyumuz uzun, topuklu giyince daha fazla dikkat çekiyoruz. Herkes bakıyor. Bir de çoğu zaman ayağımıza uygun topuklu ayakkabı bulamıyoruz. Çünkü genelde 40 numarada bitiyor ve biz 41-42 giyiyoruz.

Moda Cambazı: Çok isteyip de giyemediğiniz bir kıyafet var mı?
Gözde: Mini etek. Bacaklarımız kalın çünkü.
Özge: Ben de kalem etek giymek isterdim, altına yüksek topuk. İş kadınlarına özeniyorum bazen, ama sonra kendimi o kıyafet içinde sabahtan akşama kadar düşününce "ohh iyi ki sporcuyum" diyorum. Bu tarz kıyafetlerin pantolon ve kol boylarında sıkıntı oluyor zaten, bize hep kısa geliyor.


TOTEM, FİLENİN SULTANLARI'NDA DA VAR


Moda Cambazı
Gözde & Özge
Moda Cambazı: Karşı koyamadığınız, almaya doyamadığınız bir şey var mı?
Özge: Yüzük, jean ve body.
Gözde: Ayakkabı. 41 gördüm mü alıyorum. Zaten eşime söylüyorum, iyi ki ayaklarım 41 numara yoksa evde koyacak yerimiz olmazdı.


Moda Cambazı: Marka takıntınız var mı?
Özge & Gözde: Hayır, hiç marka takıntımız yok. En çok alışveriş yaptığımız yerler Zara, Mango ve Stradivarius.

Moda Cambazı: Saplantı halinde giydiğiniz ya da kullandığınız bir şey var mı?
Gözde: Eşimin aldığı sonsuzluk kolyesi vardı. Onu sezon boyunca hiç çıkartmadım. Şöyle ki; sezon başladığında üzerimizde bir takı varsa, onu uğur yapıyoruz ve son maça kadar çıkartmıyoruz.
Özge: Sonra sezon bitince çıkartıp, bir daha hiç takmıyoruz. Fenalık geliyor çünkü. Maçlarda yüzük takabilseydik, ben yüzüğümü de takmak isterdim.


"MAÇLARA MAKYAJSIZ ÇIKMIYORUZ!"

Moda Cambazı: Makyajla aranız nasıl?
Özge: Maçlara zaten hiç makyajsız çıkmıyoruz.
Moda Cambazı: Nasıl yani? Gerçekten mi?
Özge: Sen işine makyajsız gidiyor musun?
Moda Cambazı: Hayır ama...
Özge: İşte aynı şey. Bu yüzden eleştirildik de, ama senin işine gitmenle bizim işimize gitmemiz aynı şey.
Gözde: Mesela biz de kıyafetimize göre ojemizi sürüyoruz. Forma rengine göre, milli maçımız varsa kırmızı-beyaz süreriz. Hatta ay-yıldız şekil yapanlarımız bile var. Sonra tokalarımızı da  ona göre uyumlu takarız.



Moda Cambazı
Londra Olimpiyatları dövmesi

Moda Cambazı
Özge'nin uğurlu rakamı "9 " için özel tasarım saati
İkizlerin anlamlı 5 yıldız dövmesi




Moda Cambazı: Bir sürü dövmeniz var. Anlamları var mı?
Gözde: İkimizin de ayağında aynı dövme var. 5 tane yıldız. Her yıldızda bir harf var. Annemin, babamın, eşimin isimlerinin ve Özge'nin baş harfi. 5. yıldızın içi boş. O da çocuğumuz olduğunda dolacak. Ayrıca yine eşimin adını dövme yaptırdım.
Özge: Maçlarda yüzük takamadığımız için eşimin adı benim de yüzük parmağımda yazıyor. Bende de yine 5 yıldız Gözde'deki gibi. Bileğimin içinde bu yaz Londra'da yaptırdığım olimpiyat dövmesi var. O dönemde Londra'da otelden adımımızı dışarı atamadığımız için dövme yapacak kişi tüm ekipmanı ile otele gelmişti.

TAM YEMELİK BİR YÜZ MASKESİ ÖNERİSİ


Moda Cambazı: Blog okuyucularımız için sizden birkaç sağlıklı yaşam ya da güzellik önerisi rica edebilir miyim?
Özge: Sabahları mutlaka 2 bardak ılık su içsinler. Selülit için en etkili çözüm pilates. Bir de saçlarını ılık su ile yıkasınlar, daha güzel parlıyor.
Gözde: Neslihan'ın (Neslihan Darel) maskesi var, onun tarifini verebiliriz: 1 kaşık kahve, 1 kaşık bal, 1 kaşık kaymak. Bunları karıştırıp yüzünüze sürüyorsunuz. Yarım saat bekleyip, yıkıyorsunuz. Peeling etkisi var, cildiniz yumuşacık oluyor. Neslihan'ın annesi Fatma Teyze'nin tarifidir, kesinlikle öneriyoruz.

Moda Cambazı: O maskeyi ben yapar, sonra dayanamaz yerim. Peki yemek yapıyor musunuz?
Özge: Tabii, evde hep yemek yaparız. Sürekli otellerde kaldığımız için, kendi evimizde pişen yemeği özlüyoruz. Mutlaka 2 antrenman arasında yemeğimizi yapar, öyle uyuruz.

Moda Cambazı: Son olarak, kadın sporcu olmanın zorluğu nedir?
Özge: Şu anda çocuk yapamayız mesela. Ayrıca kendine vakit ayıramıyorsun. Dünyayı gezmek istiyorsun, gezemiyorsun.
Gözde: Hiç tatilimiz olmuyor. Çok yıpratıcı, sürekli stres altındasın. Sürekli turnuva var. Özel hayatına yeterince vakit ayıramıyorsun.


Filenin Sultanları
Özge
Filenin Sultanları
Gözde

Özge Çemberci, Eczacıbaşı Spor Kulübü         Gözde Sonsırma, Vakıfbank Spor Kulübü

Özge'yi twitter'da takip edin.
Gözde'yi twitter'da takip edin.

Özge'nin websitesi için tıklayınız.

Gözde'nin websitesi için tıklayınız.

3 Eylül 2012 Pazartesi

Rıza Akın Stil Röportajı

2. stil röportajımı yaptım. Altın Portakal ödüllü, başarılı, mükemmeliyetçi, dolu, dopdolu, ama tüm bunların yanında mütevazi oyuncu Rıza Akın ile görüşme şansım oldu. İki saati aşan sohbetimi özetlemek kolay olmadı, ama başardım ve sizler için keyifli bir röportaj haline getirdim. Mutlaka okuyunuz. ---> Rıza Akın Stil Röportajı

Rıza Akın